İkinci Cumhuriyet Yüzyılı’nı Nasıl Kutlamalı?

Refah, insanlık tarihi boyunca -farklı görüntüler altında- daima sömürü’lere dayanmıştır Bu süreçte toplumların kabaca üç kümede toplandıkları görülüyor.

 

Sömürü sürecini en kurnaz, acımasız ve ahlaksız biçimde yöneten liderler önderliğinde, olup bitene değil kendi refahına odaklanmış, nispeten küçük (%20 kadar) ve zengin toplumlar. Bunları da kendi içindeki birkaç kişi sömürerek en üst düzeyde refaha erişmiştir.

İkinci ve dünya nüfusunun yaklaşık %70ini oluşturan grup ise, sömürülen ama bu “değer transferi süreci”nin nasıl işlediğini merak ed(e)meyen, sürekli övünen ve çevresine kabaran, fakir toplumlar. Bunları da kendi içlerindeki kişiler sömürerek kendi toplumlarını daha çaresiz kılarlar.

Üçüncü kesim, (%5 kadar) sömürüldüklerinin farkında ama değer transferi yöntemlerine karşı önlem geliştiremeyecek olanlar. İç savaş, kargaşa ve/ya yolsuzluklarla kendilerini tüketirken, sürekli emperyalizmden yakınır ve aynı zamanda da emperyal geçmişlerine dönme hayali kurarlar.

Bu üç grubun en belirgin ortak özelliklerinden birisi, “kendi dışındakileri sömürme arzusu” olup, birbirlerinden farkları, yetenekli liderlere sahip olup olmadıkları ve aynı zamanda kolektif toplum (ve devlet) aklı üretip üretememedikleridir.

En önemlisi olmasına rağmen hiç yokmuş gibi davranılan diğer ortaklık, “bütün” (yani canlı ve cansız her şey) içindeki payının küçüklüğüne aldırmadan, kendini de yok etmek pahasına “bütün”ün kendi dışındakileri sömürmesidir.

Geldiğimiz noktada birincil ihtiyaç, bu oldukça basit sömürü döngüsünün anlaşılması; sonra da daha fazla sömürülmemek için gereken uzun erimli önlemleri alabilmektir.

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını kendi kendimize sevinerek kutlamak bir yol ise de, daha işlevsel bir yol, “a. Nasıl oldu da Cumhuriyet’in işlevsel kazanımlarının farkındalığını derinleştirip yaygınlaştıramadık?, b. Onu koruyup kollayabilecek (fikren, ilmen, bedenen, kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızları) hangi somut kök nedenler dolayısıyla halen dahi yetiştiremiyoruz?, c. Gücü yeten yetene ilkesinin tek reel kural olduğu günümüz dünyasında çok sınırlı bir toplam rekabet gücümüz olduğu ve o gücü yoğunlaştırıp işe yarar amaçlara kanalize etmemize engel bir “organize kötücül aptallık” baskısı gerçeği karşısında, nasıl bir stratejik tutumun, bütüncül görüntüsü altında kültürel olarak daha da ufalanıp bu topraklardan süpürülmemizi engelleyeceğini belirleyip en azından uzun vadede gerçekleştirebileceğimiz” üzerine yoğunlaşmamız olabilir.

tinaz titiz

Powered by OrdaSoft!