Türkiye Alüminyum Sanayi Bugün Nerede? Olması Gereken Yerde mi?
Hani bir şarkı var ya, “Hep aynı nakarat, gerisi bayat.” Bizde de hep aynı nakarat… Gün geçmiyor ki bir sektör paydaşımız aramasın; bir derdini, sorusunu, öneri veya eleştirisini aktarmasın.
Elbette öyle olacak; o ki biz bu makamları işgal ediyoruz, elbette bunlar ile de karşılaşıp muhatap olacağız. “Ben bir derneğin, kuruluşun Yönetim Kurulu Üyesiyim, Başkanıyım,” demek, o kuruluşun muhatabı şirket ve kişiler ile dertlerini paylaşmak, şikayet ve önerilerini dinlemek demektir. Bu siyasette de böyledir aslında… Ama siyaset biraz zehirliyor mensubunu. Güç öyle bir kavram ki, sanki kimse bir daha onu elinden alamayacakmış gibi geliyor insana. Belki de güç bu! Oysa ne güzel söylemiş bilenler, “Mahkeme kadıya mülk değildir!” Ama biz hep böyle sanırız…
Sektöre soruyorsunuz, “Nasıl bir derdin var, anlat, elimizden gelen desteği verelim!” Hiç ses yok; soru yok; cevap yok. Çok zorlarsan faizler, dolar kuru, finans gibi aslında tamamen karşılığı olmayan istekler. Herkes biliyor ki dolar kuru yükselirse, özellikle Avrupa’da fiyatlar düşer bu ülke için. Çünkü Avrupalı biliyor senin maliyetini. Asla vermez sana o beklediğin kârlılığı. Faizler konusuna gelince; finansman kullanmak için birinden taahhüt mü aldın bu pazara çıkarken? Hükümet sen yatırım yap, fabrika aç, ben sana işletme sermayesi olarak faizsiz para mı bulacağım dedi? Yatırım yap, kapasite artır, sana iş, sana sermaye mi bulacağım dedi? Olmayan bir taahhüdü varmış gibi gösterip nereye varmak istiyorsun? Yıllarca kâr, dolayısı ile vergi ödemekten kaçmak için durmadan yatırım yaptın; şimdi o yatırımı çalıştırmak için aynı hükümetten para bekliyorsun! Ne kadar inanıyorsun yaptığın plana? Kredi kartını ödeyemeyen insan çıkıp sosyal ortamda bankaya sövüyor… Hayırdır; nasıl yaptı bunu banka sana? Tehdit mi etti, Şantaj mı yaptı da bu kartı harcayıp sonra patladı diye sağda solda ağlıyorsun?
Ne zaman konuşacağız gerçekleri? Ne zaman bir işadamı gibi planlama ve öngörümüz olacak? Ne zaman birlikte hareket ile ne istediğimizi ve ne isteyeceğimizi bileceğiz? Kimden ne isteyebileceğimizi bileceğiz?
Dünya iş hayatını iş adamlarının oluşturduğu lobiler yönetiyor. Bizde neden olmuyor? Neden biz Çin devletinden istendiği gibi bir destekler projeksiyonu ortaya koyamıyoruz? Hep bir eziklik ile ulaşıyoruz devlet kurumlarına. Oysa bize hizmet için varlar onlar. Başka bir işleri mi var bizim bilmediğimiz? Bir tüccar neden ulaşamaz bağlı bakanlığına? Neden soramaz sorusunu? Anlatamaz derdini? Neden randevu alamaz, görüşemez sorunu ile ilgili birimler ile? Oysa bir iş adamı, sanayici; devletin vergi üreten ortakları, taşeronlarıdır. Kendisi kazanırken devletine de kazandırır. Kazanamaz ise devlet de kazanamaz. O halde neden?

Geçtiğimiz günlerde Bakanlığa gittim. Asla içeri giremezsiniz çünkü tüm otoparklarda orada çalışanların araçları var. Peki ben oraya gidemezsem orada çalışanlar kime hizmet edecek? Tam tersi değil mi; önce bana imkân sunacak, önce ben ulaşabileceğim ki anlattığım soru ve sorun için onlar da çalışsın. Ben mi ters düşünüyorum bazen sorguluyorum. Kim kimin için çalışıyor? Bizim en ufak meslek örgütümüzden en büyük odalarımız, birliklerimize kadar bu böyle… Bir kuruma gidiyorsun, kapıdan girmek mümkün değil. Peki ben oradan içeri giremiyorsam, oradaki insanlar kimin işini yapıyor?
Yukarıda söylediğim iş lobileri tam da bunun için varlar; süzerek sorunları ilgili makamlara götürmek ve çözüm aramak için. Dernekler de bunun için, oda ve birlikler de. Hükümette en çok ağırlığı olan kurumlar en fazla belirleyici oluyor. Türkiye Alüminyum sektörü maalesef bu konuda çok zayıf. Bunun esas nedeni ise, sanayicisinin ne sesi çıkar ne de sesini duyuracak bir oluşuma destek verir. Biz yıllardır dernek olarak buna hep öncülük etmek istedik. Ama bir araya gelmemek için bir direnç var sektörde sanki. Hem halinden şikayetçi hem de hiçbir aktivasyonun içinde olmak istemez. Ülkemizde birçok meslek grubunun federasyonu var. Hatta köy derneklerinin dahi. Ama Alüminyum sektörünün yok! Neden? İçinde bulunduğumuz savaş süreci biraz daha devam ederse, hammaddede yaşanacak problemler kapımızda duruyor. Oysa biz yıllardır; buraya bir fiili depo kuralım, tüm Orta Doğu’nun üreticilerinin mallarını alalım, onlara Avrupa pazarına ulaşma kolaylığı sağlarken sanayimizi de hammadde tarafında daha rahat bir sürece ulaştıralım; bunun için oturup bir rapor hazırlamak ve belki de birkaç gün sürecek toplantılar ile ilgililere anlatmak yolunu açalım; bunu defalarca anlattık… Hammadde olmazsa, içerisinde bulunduğun tesise patates ekersin. Bunu biliyorsun ama hâlâ hareket etmiyorsun. Hani bir laf var ya; “Gittiği yere kadar!” Bu mu felsefeniz?

Geçtiğimiz günlerde; birçok firmamızın haberi dahi yok, bana soruyorlar; Alüminyum sektörünün ana ihracatçısı olan birliğimizin seçimleri yapıldı. Şahsi uğraş ve çabalarımız ile oradaki sektör temsilcisi sayımızı artırmaya çalışırken, tam tersi, temsil hakkımız eksiltilerek yeni bir yönetim oluştu. Nedeni çok basit: Çünkü Alüminyum sektörü oradaki 10 ayrı sektör ile birlikte temsil ediliyor. İhracatın yarısından çoğunu biz yapıyoruz ama %20 ile temsil ediliyoruz. Bana soruyorlar “Neden?” diye. Ben de, “Kendilerine sorun,” şeklinde cevaplıyorum. Bu birliklerden Alüminyum ihracatının çıkarılması şarttır. Bu sektörün ihracatları ile ödediği aidatlar, yine bu sektöre hizmet olarak dönmek zorundadır. Bizim ödediğimiz aidatlar ile neden diğer sektörler hizmet alıyor, bir açıklaması var ise bekliyoruz…
Ülkemizin en önemli sanayi kolu olan savunma havacılık sektörünün birinci malzemesi Alüminyum, hizmet verdiği sektör sebebi ile son derece stratejik bir malzeme iken, neden yayınlanan son stratejik malzemeler listesinde yok? Bunun için kim nasıl bir süreç takip ediyor; sorguluyor? 11. Beş Yıllık Kalkınma Planı çalışmalarında, demir dışı metaller kapsamından çıkarılması için tüm gücümle çalıştım. Bir yere kadar getirdik ama desteklenmediği, ilgilenilemediği için bugün orada da geri gittik. Geçtiğimiz günlerde bizlerin bir organizasyonuna katılan Sanayi ve Teknoloji Bakanımız, kürsüden bu sektörün önemini anlattı. Ancak ne bürokratları ne de bizler maalesef anlayamamışız.
Tüm bu süreçler için bu sektörün bir federasyon haline gelmesi; ihracatçı birliklerinde, odalarda gerektiği gibi temsil edilmesi; insan kaynağı için, katma değerli üretim için bir akademisinin kurulması; “kritik, stratejik metaller, malzemeler” kapsamında değerlendirilmesi şarttır ve gereklidir. Aksi halde zamanla değersizleşecek ve göz ardı edilecek bir sektör haline geleceği kaçınılmaz gerçektir.
Saygılarımla,