Asgari Ücretin Altında Emeklilik: Bir Şikâyetin Ardındaki Toplumsal Sorun

Türkiye’de emeklilik, uzun yıllar çalışmanın ve prim ödemenin sonunda ulaşılması beklenen bir güvence dönemi olarak görülür. Ancak günümüzde çok sayıda emekli için bu dönem, huzurdan çok geçim kaygısıyla anılmaktadır. Özellikle emekli maaşlarının asgari ücretin altında kalması, bireysel bir mağduriyet olmanın ötesine geçerek ciddi bir sosyal adalet sorununa dönüşmüştür.

Düşük emekli maaşı alan bir yurttaşın şikâyeti bu sorunu açıkça ortaya koymaktadır: “Otuz yıl çalıştım, prim ödedim, vergi verdim. Bugün aldığım maaş, çalışan bir asgari ücretlinin bile altında. Bu mu emeğin karşılığı?”

Bu serzeniş, yalnızca bir kişinin değil, milyonlarca emeklinin ortak duygusunu yansıtmaktadır. Emekli maaşlarının temel amacı, çalışma gücünü kaybetmiş ya da yaşlılık nedeniyle çalışamayan bireylerin insanca yaşamlarını sürdürebilmelerini sağlamaktır. Ancak mevcut durumda kira, gıda, sağlık ve faturalar karşısında eriyen maaşlar, emeklileri yoksulluğa itmektedir.

Sorunun temelinde, emekli maaşı hesaplama sisteminin günümüz ekonomik koşullarıyla uyumlu olmaması yatmaktadır. Yıllar boyunca asgari ücretten prim yatırmak zorunda kalan çalışanlar, emekli olduklarında da bu düşük kazancın bedelini ödemeye devam etmektedir. Buna ek olarak, yüksek enflasyon karşısında yapılan maaş artışlarının yetersiz kalması, emeklilerin alım gücünü her geçen gün daha da düşürmektedir.

Asgari ücret, devlet tarafından “çalışan bir bireyin en az geçimini sağlayabileceği ücret” olarak tanımlanırken, emekli maaşının bunun altında kalması ciddi bir çelişki doğurmaktadır. Çalışmayan, çoğu zaman ek gelir elde edemeyen emeklilerin, çalışanlardan daha düşük bir gelirle yaşamaya mahkûm edilmesi adalet duygusunu zedelemektedir.

Düşük emekli maaşı alan bireylerin şikâyeti yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojiktir. Yıllarca çalışmış olmanın karşılığında değersiz hissetmek, topluma yük olduğu düşüncesine kapılmak ve geleceğe dair umutsuzluk, bu kesimde yaygınlaşmaktadır. Emeklilik, dinlenme ve saygınlık dönemi olması gerekirken, hayatta kalma mücadelesine dönüşmektedir.

Sonuç olarak, düşük emekli maaşı alan bir kişinin şikâyeti, bireysel bir yakınma değil, sosyal devlet anlayışının yeniden sorgulanmasını gerektiren bir uyarıdır. Emekli maaşlarının en az asgari ücret seviyesine çekilmesi, uzun süre çalışan ve yüksek prim ödeyenlere adil bir iyileştirme yapılması ve emeklilerin yaşam koşullarının gerçek enflasyon oranlarına göre düzenlenmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Aksi halde emeklilik, emeğin ödüllendirildiği bir hak olmaktan çıkıp, yoksulluğun süreklileştiği bir kader haline gelmeye devam edecektir.

makale fy